Altın, yer kabuğunda en az bulunan elementlerden birisi olduğu için her zaman değerli olmuştur. Çoğu metalden farklı olarak oksitlenmeye karşı gösterdiği direnç nedeniyle yer kabuğundan çıkarıldığı andan beri yok olmadığı için hep varlığını koruyabilmiştir. İnsanoğlunun altınla tanışması MÖ 5500-3000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Bu kadar uzun zamandır insanların hayatında olan bu nadir cevheri keşfetmek kolay değildir.

Her ne kadar teknoloji hayatımızı kolaylaştırıp, pek çok şeyi bizim adımıza yapabilse de doğada altın oluşumları keşfetmek için dünyamızı oluşturan ekosistemi bir bütün olarak ele alıp; suyun, toprağın, kayaçların oluşumunu anlatan öyküyü ortaya koyabilmek gerekir. Bu öykünün peşinde jeologlar, araziye ilk adım attıkları andan itibaren gördükleri dokuları, renkleri ve ilişkileri anlamlandırmaya çalışır.

Hank Looking west 2

Jeologlar yerin binlerce metre derinliğinden yeryüzüne taşınan her malzemeyi inceler; topraktan, kayaçlardan, dere kumlarından örnekler toplar ve göremediklerini ortaya koyabilmek için analiz eder. Bu arama aşamasında arazide yönlerini bulabilmek için pusula, kayaçlardan örnek alabilmek için çekiç, örnekleri koyabilmek için torba, gördüklerini resmedebilmek için de kalem ve kağıt kullanılır.

alia lesnek boulder far 1

Örnekler laboratuvara gönderilir ve burada çeşitli metotlarla test edilir. Teknoloji ise bu noktada havadan yüzeyin tomografisini çekerek yardımcı olur. Kayaçların iletkenlikleri, manyetik özellikleri ve özgül ağırlık farklılıkları, aranan cevherin bulunmasında yardımcı unsurlardır.

ET6R 2RWkAA kyR

Gözlemler ve test sonuçları altının varlığını ele veren ipuçlarını sunduğu zaman artık sıra yerin altındaki kütlenin gerçek şeklini ve boyutunu tanımlamaya gelmiştir. Bu aşamada yerin altından malzeme çıkartabilmek için sondaj çalışmaları planlanır ve sondaj süresince her ülkenin maden kanunları takip edilir. Sondaj yapılacak alan, hangi kişi ve kurumların sorumluluğundaysa buralardan ve bakanlıklardan izinler alınır. İzni alınan noktalarda sadece cevherin varlığını ortaya koymak için değil, aynı zamanda suyun kimyasını ve kayaçların dayanımını ortaya koyan testler de yapılır. Böylelikle yeraltının bütün karakteri tanımlanmaya çalışılır. Bu çalışmalar projenin geleceği için önemli bulgular içerir. Örneğin kayaç dayanımları zayıf olan bir bölgede yeraltı madeni tasarımı oldukça hassas hesaplamalar gerektirir. Her gün gelişen teknoloji sayesinde bu tasarımları yapabilmek zor değildir, zor olan daha ortada maden yokken bu testleri yapmaya karar verip, bütçe ayırabilmektir.

Peki ya siyanür işin neresinde?

Altın doğada çok nadir durumlarda ve yerlerde serbest halde bulunur. Afrika gibi özel olan yerlerin dışında altın oluşumları genellikle magmadan silika içerikli sularla taşınır ve bunlara bağlı halde gelir.

maxresdefault

Altını bu içerikten ayırıp, serbest hale getirebilmek için güçlü solüsyonlar gerekir. Siyanür de bu solüsyonlarda kullanılan kimyasallardan biridir. Altın arama aşaması tamamlanıp üretim aşamasına geçildiğinde serbest hale getirilmesi gerekir. Bu aşamada kurulan tesislerde tankların ya da geçirimsizliği kanunlara göre sağlanmış yığınlarda siyanür içerikli solüsyonlarla silisli kayaçlar yıkanır. Bu altınlı siyanür çözeltisi daha sonra karbon kolonlardan geçirilerek karbon tarafından altının soğurulması sağlanır. Artakalan solüsyondaki siyanür ya tekrar kullanılmak üzere tesise geri gönderilir ya da imha edilir.

Siyanürün ciddi zararlar verebilmesi için yüksek konsantrasyonda olması gerekir. Altın madenciliğinde, genellikle %0,01 ila %0,05 siyanür içeren (milyonda 100 ilâ 500 kısım) sodyum siyanürün çok seyreltik çözeltileri kullanılmaktadır.

Elimizdeki bilgi birikimini ve bütçeyi doğadan ihtiyacımızı karşılarken ona duyarlı hareket etmeye de ayırırsak dengeyi korumuş, bütün canlıların neslini devam ettirmeyi garanti altına almış oluruz.

Yazar: Sare Yaylalı