Önümüzdeki günlerde sıklıkla Covid 19 sonrası dönemle kıyaslanacak yaşanan en büyük ekonomik kriz BÜYÜK BUHRANIN (1929) sosyal  ve siyasal sonuçları

Dünyanın bir anda fakirleştiği, ekonominin durma noktasına geldiği ve pek çoklarına göre sosyal etkilerinin toplumlarda hala unutulmayan yaralara yol açtığı Büyük Buhran 1929’da Amerika’da başlayarak Avrupa başta olmak üzere bütün sanayi ülkelerine yansıyan büyük ekonomik çöküştür. (Great Depression)

Son günlerde hemen hemen herkesin cevap aradığı soru “ Covid-19 sonrası dünyayı neler bekliyor ?”

Büyük Buhran döneminin yarattığı etkileri incelemek büyük kriz durumlarının yarattığı sosyal ve siyasal sonuçları öngörebilmek adına bizler için oldukça önemli… Sanayi devriminden sonra görülen en büyük ekonomik krizin sebeplerini ve tarihçesini ayrı bir dosyada inceleyeceğiz.

Krizin etkilerinin derinleştiği 1932 yılında ;

Amerika’daki işsiz nüfus 12 milyondan 15 milyona çıkmıştır. (%30)

Almanya’da işsiz nüfus 12 milyondan 15 milyona çıkmıştır. (%25)

Dünya ticareti %65 oranında azalmıştır.

büyük buhran
Çorba kuyruğu

Serbest piyasa ekonomisinin ana vatanı Amerika işsizliğin azaltılması amacıyla yeni başkan Roosevelt ile devletin ekonomiye müdahale edebileceği “New Deal” programını hayata geçirmiştir. Bu pek çok yönden tarihi bir adımdı. İşçi sınıfının şartlarını iyileştirmeye çalışan, yeni iş kollarıyla istihdam yaratmaya çalışan hükümet buhranın depresyonlarıyla boğuştu. Kariyer hedeflerini tamamen özel sektörde gören halk krizle beraber kamunun güvenli alanını hedefler hale geldi.

Para politikaları yönünden:

  • Hükümetler ihracat gelirlerinin çok fazla düştüğünü görünce ithalata vergi uygulamaya başlamıştır.
  • Hükümetler tarafından zorunlu olmayan tüm harcamalar kesilmiştir.
  • Borç para bulmak eskisine göre oldukça zorlu olup maliyetler yükselmiştir.
  • Sosyal yardım para politikaları üretilmek zorunda kalınmıştır.
  • Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) kurulmuştur.

Siyasal ve askeri yönden:

  • Almanya ve Japonya başta olmak üzere sanayi ülkelerinde militarist yöntemler benimsenmiştir.
  • Almanya’da Hitler buhrandan açıkça beslenmiştir. Artan işsizliğe karşı savaş ekonomisine geçerek silah ve makine üretimine görülmemiş bir hızla girişmiştir. Artan silah ve makine sanayi işsizliği geriletmiş ve toplumsal destek her geçen gün artmıştır. 1939 yılında işsizlik neredeyse yok olmuştur. Buhrana kıyasla Alman ekonomisi %60 büyümüştür.
  • Saldırgan politikalar hız kazanmıştır.
  • Japonya, Almanya ve Batı Avrupa’nın tarihinde görülmemiş şekilde radikal sağ yükselişe geçmiştir. Aşırı milliyetçi partiler tarihi zaferlerini kazanmıştır. 12 ülkede rejim ve hükümet değişmiştir.
  • Silahlanma yarışı başlamıştır.

Tersten bir okumayla tüm bunların liberal ekonomide büyük bir yaraya sebep olduğunu, politik denge olarak karşısındaki tek güç olan Marksizm’i seçenek olarak çıkardığını ve güç kazandırdığını iddia eden pek çok ekonomist de bulunmaktadır.

Mevcut gündemimizle bu durumu yorumlarsak kriz anlarında kitle psikolojilerinin genel olarak birikmiş öfkelerini mevcut sisteme yönelttiklerini ve bu durumun siyasi yelpazenin uçlarındaki oluşumlara güç kazandırdığını görmekteyiz. Merkez politikalar kendisini saldırgan tutumlara bırakmaktadır.

Özellikle dünyaya yön verici ekonomik ve siyasi en önemli güçler olan Amerika ve Avrupa’da salgından önce de başlayan göçmen karşıtlığı ve popülist politika- lider seçimlerinin yanında artan travmatik etkiyle sağ partilerin yükseleceğini, ülkelerin birbirlerini suçlayan dış politika söylemlerinin artacağını tahmin ediyorum. Çatırdayan AB ilişkileri, toplumsal çatırdamalar ve yeni parti oluşumları bu dönemlerde sürpriz olmayacaktır. Siyasette ayakları yere basmayan iç kamuoyuna yönelik popülist söylemlerin ağır basacağını, geçmiş güzel günlere derhal ulaşılacağını vaat eden politikaların artacağını, politikacıların depresyondaki kitlelerin güzel hayal ihtiyacına yöneleceklerini düşünüyorum.

Bu dönemde ülkemizin dost ve müttefiklerini arttırmasının, radikal söylemler ve tarafgir yönelimlerden kaçınarak ticari ilişkilerini canlı tutmasının, toplumsal çatırdama ve iç düşman yaklaşımlarının azaltılmasının oldukça önemli olduğunu bizler istesek istemesek de oluşacak yeni dünya düzeninde ülkemizin daha güçlü ve kapsayıcı bir rol almasını temenni ediyorum.

Yazar: Gökhan Dinç

Siyasette ayakları yere basmayan iç kamuoyuna yönelik popülist söylemlerin ağır basacağını, geçmiş güzel günlere derhal ulaşılacağını vaat eden politikaların artacağını, politikacıların depresyondaki kitlelerin güzel hayal ihtiyacına yöneleceklerini düşünüyorum.