Diş çürüğü, dünya genelinde -özellikle çocukluk döneminde- en sık rastlanan kronik ve bulaşıcı bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Muhtemelen çoğu insanda olduğu gibi sizin de diş çürüğüne ilişkin bir deneyiminiz vardır.

Peki diş çürüğü nedir? Neden çoğu insan bu hastalığa yakalanmış durumda?

Bu sorunun yanıtını bulabilmek için önce diş çürüğünün oluşum mekanizmasını anlamak gerekir.

Diş çürüğü aslında ağızdaki çürük yapıcı bakterilerin, şeker ile etkileşimi sonrası açığa çıkardığı asidik ürünlerin diş dış tabakasını bozarak başlattığı bir kimyasal olaylar zinciridir. Multifaktöriyel bir durumdur. Şimdi bu faktörler üzerinde biraz durmaya ihtiyacımız var.

1) Ağız ortamında çürük yapıcı bakterilerin bulunması gerekir. Neredeyse hepimizin ağzında bu bakteriler kendine yer bulmuş durumda çünkü bulaş oranı oldukça yüksek. Öpüşme, ağız içinde kullanılan kişisel eşyaların ortak kullanılması, ortak çatal-kaşık-bardak vb. kullanımı gibi durumlarda ağız içi mikroorganizmalar karşıdaki kişiyi enfekte edebiliyor. Çalışmalar gösteriyor ki bebeklere bakteri bulaşının en önemli sebebi ebeveynler! Dolayısıyla ebeveynlere önemli bir uyarı: Çocuklarınızı ağzından öpmeyiniz, mama ısısına bakmak için ağzınıza soktuğunuz kaşığı çocuğa vermeyiniz, yere düşen emziği ağzınızda temizleyip bebeğin ağzına yerleştirmeyiniz!

cürük

2) Çürük oluşumunda önemli etkenlerden biri de beslenme. Şekerli beslenme çürük oluşumu için bakterilere şahane bir ortam sunuyor çünkü bakteriler şekeri kimyasal reaksiyonlarla aside dönüştürebiliyor. Tabi şeker deyince aklınıza yalnızca işlenmiş şekerler gelmesin. Karbonhidrat grubu tüm yiyecekleri bu gruba dahil etmek gerekir. Ekmek, makarna, pilav, kurabiye, kek, meyve… vb. Eğer karbonhidrat ağırlıklı besleniyorsak ve özellikle ara öğünlerde sürekli karbonhidrat tüketiyorsak ne yazık ki çürüğe yakalanma riskimiz de artıyor. Ağza atılan her şekerli lokma, ağzın asit dengesini bozup çürüğe yatkın tarafa geçmesine sebep oluyor.(Evet mutfak kültürümüz bunun tam tersi yönde, tabi ki bir takım öneriler var).

Cürüksüz bir yaşam

3) Bahsedilen kimyasal olayların gerçekleşebilmesi için biraz da zamana ihtiyaç var. Yani bir kez şeker yiyince hemen bir gecede çürük oluşmuyor. Bu kimyasal olayların gerçekleşmesi  bir süreç içerisinde oluyor ve tekrarlandığında çürük gerçekleşiyor.

image 19

4) Elbette ki bu olayların gerçekleşmesi için bir de konağa ihtiyaç var, yani buradaki konak öznesi biz ve dişlerimiz oluyoruz. Bakteriler için uygun ortam oluşturup oluşturmamak bizim elimizde.

image 20

Peki dişlerimizin çürümesini engelleyebilir miyiz?

Bütün bu faktörleri bir arada değerlendirip, hepsine gereken özeni verdiğimiz zaman evet çürüksüz bir hayat mümkün!

En temel gereklilik, hepimizin aklına aslında mıh gibi kazınan ama çoğu zaman atlanan bir şey: Günde en az 2 defa (sabah kahvaltıdan sonra, akşam yatmadan önce) fluorurlu macun ile diş fırçalamak! Hem kimyasal hem de fiziksel bir koruma, çift etki bir arada. İtiraf edelim, diş sağlığımız için her gün 4 dakika aslında hiç de uzun bir süre değil. Tabi bu alışkanlığın çocukluk döneminde edinilmiş olması da alışkanlığın devamı açısından önemli bir yere sahip.

Diş fırçalama ile eşdeğer öneme sahip ikinci durum da yukarda bahsedilen beslenme. Çok karbonhidratlı besleniyorsak biraz daha dengeli olmaya çalışabiliriz. Ara öğünlerimizi karbonhidratsız değerlendirmeye, karbonhidratı daha çok ana öğünlerde tüketmeye çalışabiliriz. Dişlerin fırçalanamadığı bazı durumlarda ksilitollü sakızlar anı kurtarmak adına bize yardımcı olabilir. Bozulan asit dengesini eski haline çevirmede etkili olan şekersiz ksilitollü sakızları birkaç dakika boyunca çiğnemek çürükle savaşta etkili bir yardımcımız. Fakat bunu alışkanlık haline getirmek doğru değil, diş fırçalamanın yerini asla alamaz.

Bir de çok çok önemli bir nokta daha var. 6 ayda 1 diş kontrolü yaptırmak çürük oluşumunu önlemede gerçekten çok etkili. Diş hekimlerine güvenin, diş hekimleri bireye özgü yöntemler ile dişlerinizin ‘bodyguard’ı olabilir.

Yazar: Dt. Dilara Dinç