Herhangi bir kitap ile ilgili fikir sahibi olmak için insan fark etmeden de olsa ilk yaptığı şey kitabın adına bakmak oluyor. Bu kitap  özelinde aslında kitabın başlığı kitabı okuduktan sonra daha çok anlam kazanıyor. Özellikle “Disparoni”nin anlamını bilmiyorsanız ilk arattığınızda  karşınıza ağrılı cinsel birleşme açıklaması çıkacak. Kitabı okurken bu kelimenin metaforik olarak kullanıldığını anlasanız da kitap sonunda Nihan Kaya ile yapılan röportaj tüm acaba dediğiniz noktalara cevap veriyor. Ama ben ‘Disparoni ya da Yaşama Korkusu’ okurken sonunda röportaj olduğuna dikkat etmemiştim, çıkarımlar yaparak okudum. Önerim anlam çıkarma keyfini kendinize bıraktıktan sonra röportajı okumanız.

disparoni-ya-da-yasama-korkusu

Yatay ve dikey hayat

Roman yazarın tabiriyle dikey hayat yaşayan Feraye ile yatay bir hayat yaşayan Cem’in birbirleri ve hayat ile olan ilişkilerini anlatıyor. Fark etmeden de olsa roman bu düzlemler arasında değişip duruyor, siz de bu karşılaşmaların bir parçası oluyorsunuz. Peki nedir bu dikey ve yatay düzlemde yaşam? Dikey hayat aslında merkezinde kendimizin olduğu, içimizle bağ kuran yaşam şekli. Yatay hayat ise merkezin dışarıda olduğu dikkatini dağıtacak tüm unsurları barındıran ve aslında hayatın çekici yanı gibi görünen tüm aktiviteleri barındıran yaşam şekli. Romanda karakterler sadece birbirleri ile karşılaştıklarında bu iki hayatı kesiştirebiliyor. Karakterlerin bu iki hayatı uçlarda yaşaması insana kendi hayatının ne kadarının dikeyde ne kadarının yatayda olduğuna dair bir sorgulama kapısı açıyor.

yatay dikey hayatlar
yatay dikey hayatlar

Aslında yatay hayat bugünün pazarlanan ve herkesin özendiği art arda seyahatlerin, her cumartesi akşamı sabahlara kadar içmenin, sürekli kalabalık planlarının olmasının,  kafanı kaldıramayacak kadar işle meşgul olmanın havalı olduğu günümüz dünyasına çok benziyor. Yatay hayatın varlığını hemen tanıyorsunuz, kendinizden, arkadaşlarınızdan, ailenizden veya sosyal medyadan. Dikey hayat kavramı da tanıdık geliyor ancak dikey hayatın yokluğu varlığından daha tanıdık. Yatay hayatın maskesinin arkasında yatan anlamsızlık sancılarının, bunu neden yapıyorum ki sorgularının, hayatta bir amacının olmamasının serzenişlerinin cevapları dikey hayatta ancak o kadar dış merkezli bir dünyada yaşıyoruz ki var olduğunu kabul etmeniz için yokluğunu fark etmek ön koşul gibi oluyor. Romanda bir konuşmaları sırasında Feraye, Cem’e yatay ve dikey düzlemde yaşam karşılaştırmasını şöyle anlatıyor:

“Yatay hayat içinde hep fiziksel hareket var; insanın ne yaptığı ne ettiği görünüyor burada, neyin ne işe yaradığı hemen anlaşılıyor. Dikey hayatın yatay hayat gibi pratik amaçlara hizmet etmediği fonksiyonel olmadığı doğru. Ama dikey hayat sanıldığı gibi hareketsiz değil. Sadece, dikey hayatta hareket, yatay hayatta olduğu gibi fiziksel, görünür değil. Dikey hareketler daha çok zihinsel ya da ruhsal. Sen istediğin kadar hareket et dur kendi yatay düzleminde, bu seni hiçbir zaman derinleştirmez ki. Ne kadar inkar edersen et, bir dikey hayat var. Onu görmezden geldiğin müddetçe de yatay hayatta ne kadar çok hareket edersen et tatmin edemeyeceksin kendini.”*

Bu günleri anlamak için “Disparoni ya da Yaşama Korkusu” güzel bir başlangıç

Özellikle herkesin evlerde olduğu, ister istemez merkezini kendisine çevirmek için zaman bulduğu bu dönemde dikey hayatta ne kadar çok keşfedilecek şey olduğunu hissetmeniz için “Disparoni ya da Yaşama Korkusu”  güzel bir başlangıç. Kitabı okuduktan sonra Instagram hikayelerine bakmanın yatay düzlemdeki hayat ile temas etme çabası olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

*Kaya, Nihan Disparöni ya da Yaşama Korkusu, s.202-203.

Yazar: Merve Korukluoğlu