2004 yılında çektiği Darwin’in Kabusu (Darwin’s Nightmare) belgeseliyle onlarca uluslar arası ödül alan, en iyi belgesel alanında Oscar’a aday gösterilen Avustralyalı yönetmen ve yapımcı Hubert Sauper’in belgeseli hakkındaki röportajı sırasında kendisine yöneltilen soruya cevaben anlattığı Afrika’nın sömürüsü hikayesi, üzerine düşünülmeyi hak ediyor.

Sauper’e yöneltilen soru ve cevabı:

Hubert Sauper
Hubert Sauper

Sizi Afrika’ya, özellikle de Büyük Göller Bölgesi’ne yönelten ne oldu?

1997’de Kongo’nun doğusunda bir belgesel çekiyordum, Ruandalı sığınmacıları anlatan “Kisangani Günlüğü”nü (“Kisangani Diary”). İç savaşlardan, açlıktan, salgın hastalıklardan kırılan bu bölgedeki gerçek sorunsalın ne olduğunu o sıralarda fark ettim. Ruandalı sığınmacıların gıda ihtiyaçlarını Birleşmiş Milletler karşılıyordu.

Gıda maddelerini getiren uçaklar, eski SSCB’den kalma kargo jetleriydi. Afganistan işgalinde kullanılmışlardı, delik deşik pistlere bile inebiliyorlardı. Adeta Afrika için yapılmışlardı. Bu uçakların mürettebatıyla ahbap olmuştum. Genellikle ya Rus ya Ukraynalıydılar. Aramızda gelişen dostluk sayesinde, bu uçakların “gelişmiş” ülkelerden sadece gıda maddesi değil, silah da getirdiğini öğrendim. Kulaklarıma inanamamıştım.

Pilotlardan biri dalga geçmişti benimle: “Orta Afrika’daki savaşlarda kullanılan silahların Air France ya da Lufthansa’yla taşındığını sanmıyordun herhalde!” Bu uçaklar, gündüzleri sığınmacıların karnını doyuran nohutları, geceleri de onları öldüren bombaları taşıyordu. Bu benim için dehşet verici bir “ayrıntıydı”. Sonra, Tanzanya’ya, Victoria gölünün kıyısında küçük bir şehir olan Mwanza’ya gittim.

34323 1432031697

Mwanza, silah kaçakçılığının başlıca üslerinden biri. Aynı zamanda bir başka ticaretin, Tanzanya’dan AB ülkelerine giden balık filetosu ticaretinin de merkezi. Beni “Darwin’in Kâbusu” nu çekmeye mecbur eden görüntü, Mwanza havaalanında yan yana duran iki uçaktı. Biri ABD yardım uçağıydı, 45 bin ton nohut yüklüydü. Diğeri bir Rus kargo uçağıydı, 50 bin ton balık yüklüydü. Nohut, BM kamplarındaki mülteciler içindi, balıksa AB ülkelerine gidiyordu, inanılır gibi değildi…

İnsanların açlıktan öldüğü, protein eksikliğinden çocukların karınlarının şişliği bu bölge, Avrupa ülkelerine tonlarca balık gönderiyordu. Bu, “Darwin’in Kâbusu” nun temelini oluşturan şu naif soruyu sormama neden oldu:

Nasıl oluyor da insanların aç olduğu bu bölgeden bu değerli yiyecek uçup gidiyor?

Cevap gayet basitti: iyi gıda, insanların fiyatını ödeyebildiği yere gidiyordu. Satın alma gücüne sahip olan, Afrika’nın köyleri değil, Avrupa’nın süpermarketleriydi!

Yazar: Historia Vitae