Covid-19 pandemisi günlerinde hepimiz bir konuda uzmanlaştık; maske çeşitleri! Cerrahi maske, N95, FFP1/2/3, siyah maske, yıkanabilir maske… vb. çeşit çeşit. Kimi profesyonel kullanım için kimisi ise taktığımız fulardan farksız.

Ülkemizin sağlık bakanlığı bugünlerde dışarıya maskesiz çıkmamamız için uyarılarda bulunuyor. Maske kullanımı, standardın çok çok üstüne çıkmış durumda, dünya genelinde de maske kıtlığı yaşanıyor. Pandeminin bir süre daha devam edeceği öngörülüyor ve bu durumda tüm akıllarda ortak bir soru beliriyor. N95 maskeleri tekrar kullanabilir miyiz?

Sağlık çalışanları için vazgeçilmez olan bu maske pek çok ülke için “hayati önemde” Paradoks şu şekilde işliyor: N 95 maske yoksa sağlık çalışanları enfekte oluyor, sağlık çalışanları enfekte olursa mücadele edemiyorsun, mücadele edemezsen her vatandaş kendi kaderine razı oluyor.

image 34

Öncelikle neden N95 maskeler üzerine yoğunlaşılıyor bunu anlamamız gerekiyor. N harfi Amerikan sisteminde, maskenin, havada bulunan partiküllere karşı filtreleme özelliğini ifade etmek için kullanılıyor. N95; maske, partiküllerin %95’ini filtreliyor demek.

FFP1/2/3 ise bu sınıflandırmanın Avrupa versiyonu olarak biliniyor ve N95’in muadili FFP2 olarak kabul ediliyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yüksek filtreleme kapasitesi nedeni ile özellikle yüksek risk grubunda bulunan ve Covid-19+ kişiler ile temasta olan sağlık çalışanlarının bu maskeleri kullanmasını öneriyor.

Bu maskeler çoğumuzun deneyimlediği üzere, erişim ve üretim zorluğu nedeni ile yüksek fiyatlara satılıyor. Dolayısıyla akla hemen şu soru geliyor: ‘Birkaç kez kullansak ne olur?’

image 35

Normal şartlarda, bu maskelerin hepsi, tek kullanımlık olarak üretiliyor. Fakat günümüz koşulları için, National Institutes of Health (NIH), N95 maskelerin dekontaminasyonuna yani mikroorganizmalardan arındırılmasına ilişkin için bir araştırmaya destek sağlamış ve çalışma sonuçlarına göre bir açıklama yapmış.

Bahsi geçen çalışmada, maskelerin temizliği için, hidrojen peroksit buharı, 70 santigrad derece kuru hava (ısıl işlem), ultraviyole ışını (UV, 260 – 285 nm) ve %70’lik etanol spreyi olmak üzere 4 farklı yöntem kullanılmış. Bu yöntemler, uygulama ve etkinlik süresi açısından karşılaştırılırken aynı zamanda yöntemler, maskenin filtrasyon kapasitesi ve yüz ile uyumu üzerinde oluşturduğu etkiler bakımından da değerlendirilmiş. Yapılan deneyler 3 tekrarlı olarak gerçekleştirilmiş.

Çalışma sonucunda,

1- Belirlenen 4 yöntemin de, ilk uygulanışlarında, N95 maskelere herhangi bir hasar vermediği belirtilmiş.

2- %70’lik etanol spreyi yöntemi ile 2 kez dekontaminasyon yapıldığında maskelerin filtrasyon kapasitesinde keskin düşüşler gözlenmiş ve bu yöntemin maske temizliği için uygun olmadığı bildirilmiş.

3- UV ışın ve ısıl işlem yöntemlerinin, 60 dk boyunca uygulanması sonucunda, kabul edilebilir bir başarıya sahip oldukları ve en fazla 2 kez tekrarlanabileceği gösterilmiş. Her iki yöntemin de 3. tekrarında, maskelerin filtrasyon kapasitelerinin düştüğü ve yüz ile uyumluluklarının azaldığı belirlenmiş.

4- Hidrojen peroksit buharı yönteminin sonuçları ise UV ışın ve ısıl işlem yöntemleri ile benzer bulunmuş; maske bütünlüğünü koruduğuna ve hızlı olduğuna vurgu yapılarak en etkili yöntem olduğu belirtilmiştir.

Fakat araştırmacılar yazının sonunda her dekontaminasyon işlemi sonrasında maskenin yüz ile uyumunun kontrol edilmesinin gerekliliğini de vurguluyor.

Bu yöntemler şuan için evlerimizde pratik olarak uygulayabileceğimiz yöntemler değil ne yazık ki. NY Times haberine göre, Amerikada Food and Drug Administiration (FDA), maske temizliği sorununu çözmek için bütçe ayrılması konusunda Başkan Trump ve Ohio valisi üzerinde baskı oluşturmaya başlıyor ve sonucunda maske temizliği merkezi kuruluyor. Her gün 100’den fazla yerden toplanan 80.000’in üzerinde N95 maske merkeze getiriliyor, temizleniyor ve tekrar sisteme dahil ediliyor. Merkezin kapasitenin arttırılması için yeni istihdamlar sağlanıyor ve katılan insanlara eğitimler veriliyor.

Sonuç olarak, maske temizliğini evde yapamayacağımızı anlıyoruz ve pek çok ülkenin dünya genelinde arz-talep dengesinin sağlanamaması sonucunda ortaya çıkan bu çözüm odaklı çalışmalara ihtiyaç duyacağını görüyoruz. Umarız daha basit ve etkin yöntemler kısa süre içinde bulunur ve minnettar olduğumuz sağlık çalışanlarımızın işi kolaylaşır.

Yazar: Dt. Dilara Dinç