Dünyanın COVID-19 pandemisine hazırlıksız yakalandığı ve başta devletler olmak üzere süreçte yanlış yapılan pek çok şeyin eleştirildiği günlerden geçtik, geçiyoruz. Sahip olduğumuz teknolojik nimetler yapılan yanlışları aklamıyor ama yine de sevdiklerinizle bir tıkta görüntülü konuşma yapamadığınız, Netflix’te bölüm arkasına bölüm deviremediğiniz, kalabalık proje ekibini aynı ekrana toplayıp iş bitiremediğiniz zamanlarda pandemi nasıl geçerdi, bakıp bir nebze teselli bulalım istiyorum.

pandemi

Sağlık

Her şeyin başı sağlık. Öncelikle hastalık daha ölümcül olurmuydu olmazmıydı konusuna bakalım. COVID-19‘un kesin bir tedavisi olmamakla birlikte 2000’li yıllarda patlak veren SARS gibi coronavirüslere veya HIV’e karşı kaydedilen gelişmenin şu an uygulanan COVID-19 tedavilerine de çok katkı yaptığı bir gerçek. İkinci nokta ise bilgi alışverişi.

Şu an pek çok aşı çalışması ülkeler arası bilim insanları aracılığıyla gerçekleşiyor, hem tedavi protokolünde hem de aşı çalışmalarında ülkeler arası çok büyük bir bilgi alışverişi var. Kişisel veri gizliliğini ne derece tehlikeye attığı tartışıldı da vaka takip uygulamalarının faydasını da hesaba katarsak bir pandemiyi en az kayıpla atlatmak için 20 yıl öncesine göre daha iyi durumda olduğumuzu söyleyebiliriz.

20 yıl öncesine göre kötüye giden bir şey var ki o da yayılma hızı. COVID-19’a yol açan virüs çok bulaşıcı olmasıyla öne çıkıyor. 2004 ve 2020 yıllarına ait bazı istatistikleri karşılaştırdığımızda hava seyahatinin %137 büyüdüğünü görüyoruz. İstatistikleri bir kenara bırakalım, sosyal medyanın etkisiyle seyahat etmenin son yıllarda ne kadar popüleştirdiği zaten su götürmez bir gerçek.

Dolayısıyla 20 yıl önce hastalığın daha yavaş ve az yayıladağını tahmin edebiliriz. Mevcut yayılma tablosunun olumlu tek bir tarafı varsa o da dünyanın sahiden birbiriyle çok kenetli, ülkelerin birbirini izole edemeyeceği bir bütün oluşturduğu gerçeği. 

Pandemi

Ekonomi ve Çalışma Hayatı

Böyle bir pandemi bundan 20 yıl önce görülseydi de şüphesiz bir ekonomik resesyon olacaktı.  Günümüze ait özgün bir gerçek ise, bu dönemde bazı dijital ürünlerin işlerinin artması ve esnek çalışma pratiklerini çoktan benimsemiş şirketlerin pandemi şartlarına en iyi şekilde ayak uydurması. Farklı ekonomik listelere göre bugünü ve 20 yıl öncesini karşılaştırırsak, 20 yıl önce global ekonomiye en çok katkı yapan şirketlerin üretime ara vermek zorunda kalan fabrika devleri olduğunu görüyoruz.

Bu şirketler günümüzde de oldukça büyük ama bugün global ekonominin büyük aktörlerinden bazıları  pandemi döneminde daha bile çok rağbet gören teknoloji çözümleri. Dolayısıyla bütüne baktığımızda 20 yıl içinde dijital ürünlerin global ekonomide pay sahibi olması ile yaşanacak resesyonun 20 yıl öncesine göre daha küçük olacağını var sayabiliriz. 

 Ekonomik büyümeyi bir kenara bırakalım, akıllı telefona ve internete erişimi olan çoğumuz bu süreçte en azından banka işlemleri gibi elzem ihtiyaçlarını giderebildi. 20 yıl önce ise örneğin fatura ödemek için ya ülke çapında bir erteleme bekleyecek ya da her türlü riske rağmen elektriğimizden olmamak için tıpış tıpış vergi dairelerinin yolunu tutacaktık, zira 20 yıl önce Türkiye’de ATM’lerden fatura ödeme bile yaygın değildi.

İletişim

20 yıl öncesine göre sanırım en büyüj değişim iletişim alanında oldu diyebiliriz. İnternetten görüntülü arama dediğimizde akla ilk gelen çözümlerden biri olan Skype bile 2006 yılında kadar video görüşmeyi henüz hayata geçirilmemiş. Öte yandan görüntülü arama hayatımızda olsaydı bile bu kullanabileceğimiz anlamına gelmiyor, zira 2000’li yılların başlarında gelişmiş ülkelerdeki internet hızı bugün düşük kaliteli bir YouTube videosunu yüklemeniz bile videonun kendi süresinin iki katını bulabilirdi. 

Kişisel aramalardan uzak kalmak bir yana, toplu iş konferansları ve ekran paylaşmaları da hayal olurdu elbette. Bu konuda son zamanlarda iş amaçlı toplu konferans aramalarının ikili telefon görüşmelerinden daha verimsiz olduğuna dair fikirler okudum. Kendi deneyimime dayanarak bazen teknolojinin nimetlerini, işleri fazla komplikeleştirecek şekilde kullandığımızı ve basit bir işi çözmek için bile 5 kişiyi yarım saat bir toplantıya tıkarak vakit kaybettiğimizi düşünüyorum. 20 yıl önce evden çalışmanın çok daha zor olacağını kabul etmekle birlikte elimizdeki imkanları da henüz “en efektif” şekilde kullanmadığımızı düşünüyorum. 

Eğitim 

Son zamanlarda en çok merak edilen konulardan biri de gelecek eğitim öğretim döneminde okullara ne olacağı, internetten eğitimin sınıf deneyiminin yerini ne derece tutabildiği. 20 yıl öncesini düşünürsek aslında internet üzerinden eğitim şansı olmayacağı için önlem olarak eğitim öğretime uzun bir ara vermek dışında bir şansımız olmayacaktı.

Bense kişisel olarak okullara 1 seneyi aşkın süre kesin bir kilit vurulmasını ve bunun domino taşı etkisi gibi aksatacağı yüzlerce bağlantılı süreci açıkçası hayal bile edemiyorum. Eğer internet alternatifi olmasaydı bence önlemleri büyük bir ciddiyetle uygulayıp yine de ilkokuldan üniversiteye tüm kurumların eğitime devam etmesine karar verirdik. Her şeyin başı sağlık, evet ama eğitim de şart.

covid 19
Pandemi

Mental Sağlık

Eve tıkılıp kalmak ve iş kaybı gibi kaygılar 20 yıl önce de aynı vehamette olurdu, şimdi de. Günümüzde hiç değilse iletişim nimetlerinden faydalanarak mental yardım desteği veren daha fazla uygulama olmasını olumlu bir gelişme olarak görebiliriz. Öte yandan seyahat sıklığındaki devasa artışı ve sosyal medyanın yarattığı “bir şeylerden eksik kalma” dürtüsünü düşünürsek acaba 20 yıl önce yaşadığımız değişikliklerin bizden götürüsü daha az olur muydu diye düşünmemek de elde değil.

Sık seyahat eden biri olarak ben örneğin, zamanımın elimden kayıp gittiği duygusunu sanırım bu kadar yoğun hissetmeyip evde kendimi oyalayacak bir şeyler bulurdum. Hatta bir adım geriye atarsak, muhtemelen şehrin pek çok farklı yerinde yaşayan ve internetteki bir hobi grubundan tanıştığınız arkadaşlar yerine komşularınız ve mahallenizdeki topluluklarla daha yakın ilişki kuracağınız için sevdiklerinizden bugünkü kadar ayrı da kalmayacaktınız. 

Peki Ya Aşk?

Evlere kapanınca yeni bir insanla tanışmak çok güç. Daha doğrusu 20 yıl önce çok güç olurdu. Ama çeşitli veriler gösteriyor ki Tinder gibi uygulamalar pandemi döneminde de oldukça aktif kullanıldı. Hatta yurt dışı bazlı bazı röportajlar eşleştikleri insanın sosyal mesafeye saygı duyarak yüz yüze görüşmekte ısrar edip etmemelerinin yeni bir kriter olduğunu bile gösteriyor. Mevcut ilişkisi olup aralarına mesafe giremeyenler de yine iletişimdeki gelişme sayesinde birbirlerinin yanında olmasalar bile hiç değilse görüntülü görebiliyorlar. Yani aşk hayatında genel bir nostalji hakim, ilk gençlik yıllarındaki gibi uzaktan mesajlaşarak, mesafelerle, belki de çoğu güzel şeyi hızla yaşayıp tüketmeden devam edebildi aşk hayatı bir süre.

20 yıl öncesinden bu yana daha şanslı olmadığımız tek konu belki de evlilikler. Çin de dahil pek çok ülkede boşanma davalarındaki artış, aynı eve tıkılan bazı çiftlerin kararlarını tekrar sorguladıkları gösteriyor. 20 yıl içinde evlilik ve bağlılık kavramlarında değişiklik olduğunu düşünmek mümkün ama yine de arada büyük bir fark olurdu demek de sanıyorum çok doğru olmaz,